Yeni düzende savunma sanayi dinamikleri: Baykar ve Türkiye -AB yakınlaşması üzerinden bir bakış

Trump’ın dünya gündemindeki dominansı her geçen gün artarken; yeni düzen veyahut paradigma değişimine yönelik çeşitli varsayımlardan yapılan çıkarsamaların da belirsizliği gidermede eksik kaldığı anlaşılıyor. Bu çıkarsamalardan en yaygın olanı; tarife varsayımından hareketle yapılmış olan düşük büyüme ve yüksek enflasyon ortamıdır. Oysa önemli siyasi ve ekonomik kırılmaların yaşandığı günümüz dünyasında sadece gümrük tarifelerinin ekonomiye yansıması üzerinden yani tek boyutlu bir düzlemden tahmin yapmak, yanıltıcı olacaktır.

Bağlam: ABD Başkanı Donald Trump’ın nesillerdir devam eden Amerikan askeri destek hattını Avrupa’dan çekeceği yönündeki tehditleri ve Rusya ile bir barış anlaşması imzalama yönündeki hızlı adımlarıyla ülkeyle iyi ilişki kurma niyeti, Avrupa’yı panikletti ve savunma harcamalarının önünü açmak için bütçe kısıtlarıyla sert regülasyonları gevşetme arayışına neden oldu

Neden: Trump’ın ortaya koyduğu ve “Önce Amerika” söylemiyle içselleştirmeye çalıştığı düzen, ABD’nin ekonomik çıkarlarını ülkenin mevcut müesses nizamının dışına çıkma pahasına önde tutma savına dayandığından; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’yla birlikte yol yürüme ve ortak bir düzen inşa etme tezinden uzaklaşmıştır.

Diğer bir deyişle kendi başına bırakılan bir Avrupa’nın Rusya’dan gelecek tehditlere karşın, savunma gücünü yeniden inşa etmeye ihtiyacı vardır. Avrupa düşünce kuruluşu Bruegel’in analizine göre ABD’nin Avrupa’ya sadece kara savunma katkısına bir örnek vermek gerekirse:

“Referans noktası olarak ABD Ordusu III Kolordusu’nu alırsak, güvenilir Avrupa caydırıcılığı -örneğin, Baltık ülkelerinde hızlı bir Rus atılımını önlemek için- en az 1.400 tank, 2.000 piyade savaş aracı ve 700 top parçası (155 mm obüsler ve çoklu roketatarlar) gerektirecektir. Bu, şu anda Fransız, Alman, İtalyan ve İngiliz kara kuvvetlerinin toplamından daha fazla muharebe gücüdür. “

Özetle Avrupa’nın savunmada kendi kendine yetebilmesi için “kısa vadede” yılda ek 250 milyar avro harcaması gerektiği, bunun da toplu savunma harcamalarını GSYİH’nın yaklaşık iki katına, yüzde 3,5 ila 4’e çıkarması anlamına geldiği hesaplanıyor.

İşte bu kesinlikle harcama ve mali borç artışı yoluyla büyüme demek olup, enflasyonu ne kadar arttıracağı ise yine farklı parametrelere göre analiz edilmelidir. Ancak görüleceği üzere düşük büyüme tezini çürütüyor!

Rusya-Ukrayna barışı ve Suriye dinamikleri

ABD Başkanı Trump’ın yüzyıllar sonra yeniden gündeme getirdiği yayılmacılık konusuna Ukrayna bağlamından bakılacak olursa Bruegel’in raporunda Şubat 2022’den bu yana ABD’nin Ukrayna’ya askeri desteği 64 milyar avroya ulaşırken, Birleşik Krallık da dahil olmak üzere Avrupa’nın 62 milyar avro gönderdiği ifade ediliyor. Bu da toplamda 126 milyar avroluk bir parasal destek demek oluyor. Oysa Trump’ın Ukrayna Başkanı Zelenski’den topraklarının yeraltı kaynaklarının 500 milyar dolarlık kısmına erişim talep ettiği biliniyor. Teknolojik dönüşümün yarattığı ekstra maden talebi, nadir element olarak tanımlanan bu emtialara yönelik sömürgecilik riskini de beraberinde getirmektedir. Üstelik bu sadece ABD açısından tek taraflı olarak düşünülmemeli sessiz ve derinden ilerleyen Çin de hesaba katılmalıdır. Örneğin Trump’ın Panama Kanalı açıklamasının ardından bölgede Çin şirketlerine yönelik tedbirlerin alınmış olması bu görüşüme önemli bir destek oluşturacaktır.

Paradigma değişiminde Türkiye, jeostratejik olarak son derece kilit bir ülke olup, gerek Suriye’ ve Ortadoğu’daki dinamiklere yönelik olarak içeriden yürütülen temaslar (DEM-İmralı görüşmeleri neticesinde terör örgütü PKK’nın kendini fesh etmesi ve silah bırakması) gerekse de Rusya-Ukrayna Savaşı’nın en başından bu yana arabulucu ülke misyonunun üstlenilmiş oluşu, aynı zamanda ekopolitik açıdan da önemli sonuçlar doğuracak türden gelişmelerdir.

Türkiye’nin bu ülkelerde savaşın sona ermesiyle sadece ticari ve müteahhitlik hizmetleri bakımından bir ekonomik yarar sağlayacağını düşünmek de oldukça sığ bir tespit olur. Zira ülkemizin son yıllarda savunma teknolojilerinde önemli bir atak yapmış olduğu ve bunun hem ekonomik hem de stratejik açıdan önemli getiriler sağlayacak olması gözden kaçmaması gereken bir husustur.

AB’nin Türkiye’ye bakışı ve gerçekler

Her ne kadar AB sekreterliğinden Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik olumsuz açıklamalar alınıyor olsa da Avrupa’daki bazı liderler, mevcut durumlarının müsebbibi olan gerçeklere biraz daha yaklaşarak, son zamanlarda Türkiye’nin AB’ye üye olması gerektiği yönünde tersine açıklamalar yapmışlardır.

Bağlamı zaten bir türlü klasik neoliberal fanustan kendisini kurtaramamış AB’nin ABD tarafından terk edilmişliğine bağlayacak olursam, gerçekten de Avrupa’nın modern savunma teknolojilerine yönelik iş birliği ve mevcut koşullara uyum sağlama becerisi bakımından Türkiye’ye ihtiyaç duyduğunu söyleyebilirim.

Zira İtalya’nın önde gelen havacılık ve savunma sanayisi şirketi Leonardo’nun başkanı Stefano Pontecorvo’nun insansız hava araçları (İHA) üreticisi Baykar ile işbirliğine yönelik sürecin hızlı ilerleyeceğini belirttiği, birkaç gün önce çıkan bu haber, çeşitli basın kurumlarına servis edilmiş gözüküyor. Bunlardan biri de Financial Times; ilgili haberde önümüzdeki hafta iki şirket arasında bir mutabakat zaptı hazırlanacağı ifade ediliyor.

Özetle dünya siyaset ve ekonomisinde önemli kırılmaların yaşandığı bu süreçte savunma teknolojileri, en az ABD’nin ekstra gümrük tarifeleri kadar önemli birer makro değişken olarak hesaba katılmalı ve harcama, borç dengesi üzerinden makroekonomik verilere etkisi hesaplanmalıdır.

Nazlı Sarp

Google Play'den ücretsiz indirin
SİZ DE BİNLERCE YATIRIMCI GİBİ PARA & BORSA MOBİL UYGULAMASINI ÜCRETSİZ İNDİREREK GÜNCEL PİYASA YORUMLARINA ULAŞMAK İÇİN HEMEN BURAYA TIKLAYIN

@ParaBorsaNet'i Twitter'da Takip Et!

ÖNEMLİ HABERLER VE GÜNCEL PİYASA YORUMLARINI KAÇIRMAMAK İÇİN BURAYA TIKLAYARAK HEMEN TWITTER'DA BİZİ TAKİP EDİN!